sigara iyi-kotu

Kötüsüyle/İyisiyle Sigara

Sigara genel olarak sevilmez. Tuhaftır, tiryakileri bile -çoğunlukla- aşığım sigaraya demezler; daha çok “bırakacağım bu mereti, ama seviyorum da” gibi çelişkili ama sevmemeye daha yakın cümleler kurarlar.

2007 yılında, eski bloğumda (bir ara hayata döndürürsem linkini koyarım) sigarayı bırakma kılavuzu yazmıştım. 4 blog yazısı ile “sigarayı nasıl bırakırız”a değinmiştim fakat o yazıyı yazdıktan 1 yıl kadar sonra sigaraya başladım ve bundan da yaklaşık 1 yıl sonra düzenli bir içiciydim. Dönüp 2007’de yazdığım yazıyı tekrar okuduğum zaman bana inanılmaz saçma gelmişti sonradan.

Şimdi amacım kimseye sigarayı bıraktırmak değil. Öylesine yazacağım bir şeyler; aklımda kalmasınlar diye.

Bilincine varabildiğim kadarı ile, sigara içmenin (tamamen benim bakış ve yaşam açımdan) kötü yanları ve iyi yanları. Buyrun.

İyi yanları:

  • Keyifli şey aslında yahu. Puff puf.
  • Sosyalleşmeye -gerçekten- yardımcı oluyor.

Başka bir şey bulamadım şimdi. Aklıma başka iyi yanları gelirse eklerim yukarıya.

Kötü yanları:

  • Çoğu yerde kapalı alanda sigara içilmediği için, eğer kapalı bir yerdeysek dışarı çıkıp sigara içmek zorunda kalırım.
  • Üstteki madde, havanın soğuk olduğu durumlarda daha da kötü bir hâl alır.
  • Eller, kıyafetler; evin içinde içiliyorsa evin içi ve hatta köpeğim bile sigara kokar.
  • Etrafa savrulan kül.
  • Üstteki madde, savrulan külün henüz sönmemiş olduğu durumlarda hem daha kötü hem de çok daha tehlikeli bir hâl alır.
  • Üstteki iki maddeye örnek olarak yazın pencere açıkken ve bilgisayar başında sigara içiyorken kül tablasının küllerini havalandıran rüzgarı verebilirim.
  • Yanmış koltuklar, tişörtler, pantolonlar ve hatta eller/kollar/saçlar/bacaklar.
  • Nefes kokar, ağız kurur. Sabahları uyandıktan sonra sigara içmeden pek kendime gelemem, zira çiviyi çoğu zaman ancak çivi söker.
  • Yakınlarda market bulunmayan bir yere gideceğim zaman fazladan paket alıp yedekte tutmam gerekir. Yapmazsam birilerinden sigara isteme veya medeniyete dönene kadar sigara içmeme seçenekleri arasında kalırım. Çoğu zaman da başkalarından isteyemediğim için çantamda fazla fazla yedek paket tutarım (ne olur ne olmaz).

Şimdilik kötü yanları da bu kadar. Çok nadiren de olsa canım sigara isteyebiliyor. Bu yazıyı bana (ve aranızdan sigarayı bırakıp, kötülüklerini unutmamak isteyenlere) referans olması, unutturmaması, sigaraya geri dönmeye engel olması amacıyla buraya bırakıyorum.

logo-ubuntu

Ubuntu 15.10 kurduktan sonra yapılacaklar

Malum, sol bileğim emekliye ayrılınca iki el gerektiren oyunlar oynayamaz oldum. Hal böyle olunca da beni Windows’a bağlı tutan oyunları bırakıp, bilgisayarımdaki diğer işletim sistemime döndüm. Döndüm ama onu neden kullanmayı askıya aldığımı hatırladım.

En son, Ubuntu 14.10 kuruluydu ve bir sebepten ötürü Wine yüklemem gerekmişti. Yükledikten sonra işler çığırından çıkmıştı. Steam’deki oyunlarım doğru düzgün çalışmaz olmuşlardı (Amd’nin fglrx sürücüleriyle çakışmalar olmuştu). Nedenini hiç anlamadığım bir şekilde Virtual Box üzerindeki makinelerim de çalışmaz olmuşlardı. Ben de 4-5 gün uğraştıktan sonra “aman be sizinle mi geçireceğim ömrümü” diyerek Windows’a geçmiştim.

Şimdi Ubuntu 15.10 kurarak geri döndüm Ubuntu’ya.

İlk iş olarak Google’a “Ubuntu 15.10 dash customize” yazarak şu Amazon, Wikipedia gibi arama sonuçlarını nasıl kapatacağıma bakayım dedim ve kendimi “Ubuntu yükledikten sonra yapılacak ilk 10 şey”, “ilk 25 şey”, “en birinci şeyler” gibi listelere giden linkler arasında buldum. Madem öyle, biraz da ben listeleyeyim dedim, hem kendim için de referans olur belki ileride.

  1. Eskiden görsel düzenlemeler için Compiz kullanırdım ama gerekli/gereksiz çok fazla sayıda ayarı olan Compiz ile her şeyi karıştırmak da mümkündü. Unity Tweak Tool adında bir araç yapmışlar. Ubuntu Software Center’dan indirip, basitçe görsel ayarlarımızı yapıyoruz. Mis.
    Unity Tweak Tool
  2. “Ubuntu After Install Tool” diye bir uygulama yapmışlar. Yeni kurulan Ubuntu’ya yüklenebilecek en temel 34 uygulamayı tek seferde yüklüyor. Tabi ki yüklemeden önce hangilerini istediğimizi seçmemize de olanak sağlıyor.
    Aşağıdaki terminal komutları ile yüklüyoruz.

    sudo add-apt-repository ppa:thefanclub/ubuntu-after-install
    sudo apt-get update
    sudo apt-get install ubuntu-after-install

    Bendeki yüklü uygulamaları da fark ederek, aşağıdaki şekilde açıldı. Birazdan ihtiyaç duyduklarımı bir çırpıda yükleyeceğim.
    Ubuntu After Install

  3. Ubuntu’ya bugüne kadar hiç tema yüklemedim… Açıkçası ’99 yılından bu yana kullandığım onlarca işletim sistemi arasından Windows XP ve Windows Vista dışındakilerden hiçbirine tema yüklemedim. Ama şimdi biraz kurcalayasım var temaları. Şimdilik şöyle birkaç link buldum.

    http://sourcedigit.com/16103-top-10-best-ubuntu-15-04-themes-unity-gtk-themes/

    http://sourcedigit.com/17583-how-to-install-themes-in-ubuntu-15-10/

Sanırım bu kadar. Başka şeyler çıkarsa başka başlıklarda yazarım artık.

wordpress-logo-simplified-rgb

Windows sunucuda WordPress kalıcı linkleri

Efendim şimdi ben az önce bu bloğu hayata geçirdim. İlk iş olarak kalıcı link olayına bakayım dedim (hani yazının başlığına tıklayıp ulaştığımız sayfada, şu adres çubuğunda görünen uzunca adres var ya, işte o). Gayet rahat bir şekilde ayarlardan “Kalıcı Bağlantılar”a (İngilizce: Permalinks) girerek istediğim ayarı yaptım.

Yaptım yapmasına ama bir de ne göreyim: “web.config dosyanızı şimdi güncellemelisiniz” şeklinde bir bilgilendirme mesajı çıktı. Tamam, güncellemesine güncellerim. Güncellemekten kolay ne var. Ama ne yazacağım bu dosyanın içine!!

Neyse efendim, uzatmayayım. Şu aşağıdaki şeyi web.config dosyasına yazarak hallediyoruz.

<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<configuration>
<system.webServer>
<rewrite>
<rules>
<rule name="WordPress Rule" stopProcessing="true">
<match url=".*" />
<conditions>
<add input="{REQUEST_FILENAME}" matchType="IsFile" negate="true" />
<add input="{REQUEST_FILENAME}" matchType="IsDirectory" negate="true" />
</conditions>
<action type="Rewrite" url="index.php" />
</rule>
</rules>
</rewrite>
</system.webServer>
</configuration>

Bu kadar.


Kaynak: https://codex.wordpress.org/Using_Permalinks

earth_2-jpg

Merhaba, merhaba.

Not: Bu yazıyı öylesine, ben doğru düzgün bir yazı yazana kadar blog boş kalmasın diye yazıyorum. Bir nevi kendime hatırlatma gibi. Nerelerden geçtim, nereye geldim falan diye. Demedi demeyin sonra.

Yıllar önce kod mod bişeyler yazmaya başladığımda, “yaptığım şeyleri nasıl yaptığımı falan paylaşayım, başka insanlar da yapabilsin” düşüncesiyle blog yazmaya başlamıştım. O zamanlar wordpress var mıydı… Yoksa blogspot’ta falan mı başlamıştım pek hatırlamıyorum.
(“kod mod bişeyler” derken küçümsemek için söylemiyorum. Zira hâlâ kod yazıyorum ve gözümün gördüğü, elimin tuttuğu sürece de yazarım)

Bir ara kendim, wordpress gibi bir blog sitesi yazayım da blogumu orada tutayım diye heveslendim. 8-10 yazı yazdım ama sonra eksikleri gidermeye harcayacağım zamanı başka şeye ayırırım diyerek, hazır eksiği giderilmiş bir sisteme geçtim. Bu geçişlerde de, “Eskiden yazdığım yazıları koruyayım. Aman sakın onlara bir şey olmasın.” manyaklığımı da katiyen eksik etmedim. (Türkçesi: Her şeyin yedeğini alıp, yeni geçtiğim sisteme aktarıyordum)

İşte wordpress’e geçince blog.cagdaskorkut.com ile başladım ilk önce. Sonra canım sıkıldı bi ara, cagdaskorkut.net domain’ini alarak orada devam ettim. Yazıları aktar, fotoğrafları aktar falan derken içi dışına çıktı bloğun. blog.cagdaskorkut.com olarak indexlenmiş google sonuçları düzgün yerlere ulaşabilsin diye oraya da ek geliştirmeler yaptım. Yaptım da yaptım. Uğraştıkça yoruldum, sıkıldım. Yeri geldi bunaldım. Yahu düşündüm de, iyiydi aslında o blog (yedeği duruyor bende hâlâ, belki nostalji.chakian.com şeklinde açarım bir ara… üşenmezsem)

cagdaskorkut.net üzerinde yazdığım (yazmadığım desem daha doğru olur) blog iyice statik site haline gelmeye başlamıştı artık. Yılda 3 yazı ya yazıyordum, ya yazmıyordum. Öyle. Haliyle hosting parası ödememek için orayı kapattım gitti.

Sonra twitter’a sardım. Yıllardan beridir duran bir hesabım vardı ama aktif olarak kullanmıyordum. Orada aktifleşince, twitter mikro bloggerları arasına girdim bir anda. Girdim derken, kendimi övme anlamında değil. Süpersonik bir şey yapmışım diye değil. Ne bileyim, orada yazmaya başladım. Nadiren, bir konuyu detaylı anlatmak istediğim zaman bloğuma yazıyordum ama kısa süre içinde onu da bıraktım.

İşte şimdi, o nadiren gelen isteğimi karşılamak için tekrardan blog açtım. Böyle burada uzun uzun bir şeyleri anlatıp kendimle tartışacağım falan. Tartışmalarıma katılan olursa da ne âlâ (bu kelimede iki a’nın üzerine de şapka koyuyor muyduk ya?).

Peki. Bakalım ilk yazımı ne zaman yazacağım 🙂